Adli Yıl Açılış Konuşması
Değerli meslektaşlarım;
Yeni adli yılın açılışı için toplanmış bulunmaktayız. Dileğim, yeni adli yılın ülkemiz ve devletimiz için hayırlı çalışmalara vesile olmasıdır.
Bizim kuşağımız, yine tarihin kırılma zamanlarından birini yaşamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun, batılı emperyalist güçlerin çaba ve entrikaları sonucu 1918’de parçalanmasından sonra; Türk ve Müslümanların yaşadığı bu topraklar işgal edilmiştir. İşgal edilen bu topraklar, dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz yataklarının bulunduğu yerlerdir. Dünyanın ekonomi pastasını paylaşamayan batılı emperyalist güçler, 1. dünya harbinin devam eden hesaplaşması için 2. dünya harbinde yeniden kapışmışlardır.
Bugün geldiğimiz noktada, batılı güçlerin karışıklık çıkararak “demokrasiyi inşa edeceğiz” sözüyle işgal ettiği, kan döktüğü bu topraklar, gene Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasıdır. Bu mirası, batılı güçler kendi aralarında paylaşamamışlardır. Dikkat edilecek olursa; Tunus, Cezayir, Yemen, Sudan, Irak ve Afganistan gibi iç karışıklıkların çıkartıldığı bu bölgeler, ya petrol ve doğalgazın çok bulunduğu yerler; ya da petrol ve doğalgaza ulaşımın olmazsa olmaz yolu üzerinde bulunan ülkelerdir. Batılı büyük şirketlerin ve ülkelerin sömürü düzenini devam ettirebilmeleri için bu İslam coğrafyasında bulunan ülkelerin, mutlak surette küçültülmesi, parçalanması ve iç isyanlarla meşgul edilmesi gerekir.
Çin, Japonya ve Almanya gibi rekabet gücü yüksek ülkelerin petrole ulaşımını kontrol etmek amacıyla; Irak ve Afganistan işgal edilmiş, Sudan ikiye bölünmüş, Yemen, Libya ve Suriye’de ise iç isyanlar devam etmektedir. Sadece Irak’ta bir buçuk milyonun üzerinde insan öldürülmüş, dört milyon civarında insan yersiz ve yurtsuz bırakılarak ülke nüfusunun çok büyük kısmı dilenci seviyesine düşürülmüştür.
Somali’ye karşı ilgisiz olan Batılı ülkeler, Sudan’ı Hıristiyan ve Müslümanların yaşadığı iki ayrı devlet olarak ayırmışlardır. Her ne hikmetse önemli petrol yatakları Hıristiyanların yaşadığı bölgeye dahil edilmiştir. Sudan’da Müslüman ve Hıristiyanların yan yana yaşamasına razı olmayan Batılı güçler, şu anda ayrı ayrı yaşayan Kıbrıs’taki Müslüman Türklerle Hıristiyan Rumların birlikte yaşayabilecekleri bir devlet kurmaya çalışmaktadır. Amaçlarında samimi değildirler. Asıl hedefleri; Kıbrıslı Türklerin ya azınlık olmaları, ya da Girit’te olduğu gibi adayı terk etmeleridir. Bu durum ikiyüzlülük ve çifte standarttır.
Emperyalist güçlerin sizi kurtaracağız, demokrasiyi inşa edeceğiz bahaneleriyle ülke kaynaklarımızı talan etmelerini önlemek için Türk aydını ve Türk devleti, tüm kurumlarıyla teyakkuz halinde olmalıdır. O güçlerden bize gelen her teklifi ince eleyip sık dokumalıdır. Zira Türkiye, öncelikle petrol yataklarının içinde, petrole erişim yollarının göbeğinde olan bir ülke olduğu gibi; dünyada mazlum olan, sömürüye uğrayan bu coğrafyadaki bütün devlet ve milletlerle tarihi, kültürel ve dini bağlara sahiptir. Özgün bir medeniyetin de temsilcisidir.
Saldırgan güçlere karşı korunmanın en iyi yolu, demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla işletmektir. Yasama, yargı ve yürütme dimdik ayakta durmalıdır. Batılı güçlerden bize telkin edilen anayasa, kanun ve kurumsal değişiklikler konusunda dikkatli olunmalı, bu konuda batılı güçlerin ikiyüzlülüğü unutulmamalıdır. Bütün kurumlar uyum içerisinde çalışmalı, devletimizin ve milletimizin tehdit altında olduğu, medyada ve siyaset dünyasında saldırgan güçlerle işbirliği içerisinde olan kişi ve kuruluşların da olduğu bilinciyle hareket edilmelidir.
Bu duygularla yeni adli yılın açılışını kutlar, hepinize saygılarımı sunarım.
06/09/2011
Av. Gökhan MARAŞ
